Karadağ’ın AB Hayaline Zagreb Freni: Savaş Faturası Masada, Brüksel Yolu Kilitlendi!
Karadağ’ın AB Hayaline Zagreb Freni: Savaş Faturası Masada, Brüksel Yolu Kilitlendi!

Karadağ ve Hırvatistan
Karadağ yıllardır Avrupa Birliği kapısında bekliyor.
Hükümetin hedefi belli: Müzakereleri 2026 yılı içerisinde tamamlamak ve mümkünse 2028 yılında Avrupa Birliği’nin 28’inci üyesi olmak.
Son dönemlerde Karadağ’da alınan birçok kararın arkasında da Avrupa Birliği süreci bulunuyor. Yasalar değişiyor, sınır politikaları değişiyor, vize politikaları Avrupa Birliği ile uyumlu hale getiriliyor.
Tam “Karadağ artık son düzlüğe girdi” derken bu kez karşısına Brüksel değil, en yakın komşularından biri çıktı:
Zagreb yönetimi, Karadağ ile yıllardır çözülemeyen meseleler masadan kalkmadan bazı müzakere fasıllarının kapatılmasına onay vermiyor.
Ve mesele küçük bir diplomatik anlaşmazlık da değil.
Masada 1990’ların savaşından kalan hesaplar var.
Savaş suçları var.
Tazminatlar var.
Kayıp insanlar var.
Deniz sınırı var.
Mülkiyet sorunları var.
Bir de yıllardır iki ülkenin anlaşamadığı meşhur Jadran eğitim gemisi var.
Yani Karadağ’ın Avrupa Birliği yolunda karşısına bu kez kendi geçmişi çıktı.
Peki Hırvatistan Karadağ’dan ne istiyor?
İşte asıl mesele burada.
Hırvatistan’ın Karadağ’a sunduğu talepler tek bir başlıktan oluşmuyor.
Zagreb yönetimi, 1990’lı yıllardaki savaş döneminde kamplarda tutulan Hırvat vatandaşlarına tazminat ödenmesini istiyor.
Hırvatistan ayrıca savaş döneminden bu yana kayıp olan 14 kişinin bulunması konusunda Karadağ’ın daha fazla çalışma yapmasını talep ediyor.
Savaş suçlarının soruşturulması da listenin içerisinde.
Karadağ’da mülkiyet sorunları yaşayan bazı Hırvat ailelerin dosyalarının çözülmesi isteniyor.
Morinj’deki eski kamp alanında bulunan anıt plaketin korunması ve Kotor’daki yüzme havuzunun isminin değiştirilmesi de Zagreb’in talepleri arasında.
Bitti mi?
Hayır.
Bir de iki ülke arasındaki deniz sınırı meselesi var.
Ve tabii ki Jadran gemisi.
Hırvatistan bütün bunların çözülmesini istiyor.
Zagreb’in resmi açıklaması aslında oldukça açık:
“Açık meseleler çözülmeden Avrupa Birliği üyelik müzakerelerinin tamamlanması mümkün olmamalı.”
Hırvatistan Dışişleri Bakanlığı da bu talepleri açık şekilde sıralıyor.
Yani burada kulis haberinden veya söylentiden bahsetmiyoruz.
Hırvatistan ne istediğini resmi olarak söylüyor.
Jadran gemisi neden bu kadar önemli?
Şimdi gelelim işin en ilginç taraflarından birine.
Bir gemi Karadağ’ın Avrupa Birliği üyeliğinin önüne nasıl çıkabilir?
Bahsettiğimiz geminin adı Jadran.
1930’lu yıllardan kalan tarihi eğitim gemisi bugün Karadağ’ın elinde bulunuyor.
Ancak Hırvatistan geminin kendisine ait olduğunu savunuyor ve iade edilmesini istiyor.
Karadağ tarafı ise aynı fikirde değil.
Podgorica, gemiyi kendi denizcilik mirasının bir parçası olarak görüyor.
Dolayısıyla yıllardır çözülemeyen bu mesele şimdi Avrupa Birliği üyelik sürecinin bile bir parçası haline gelmiş durumda.
Düşünün.
Karadağ Avrupa Birliği üyeliği için yüzlerce yasa değiştiriyor, ekonomik reformlar yapıyor, sınırlarını Avrupa Birliği kurallarına göre düzenliyor.
Ama yaklaşık 90 yıllık bir gemi bile bugün müzakere masasındaki konulardan biri.
Balkanlar’ın siyaseti biraz da böyle.
Geçmiş hiçbir zaman tamamen geçmişte kalmıyor.
Savaşın faturası 30 yıl sonra yeniden masada
Hırvatistan’ın taleplerinin en hassas bölümü ise 1990’lı yıllara dayanıyor.
Yugoslavya’nın dağılması sırasında yaşanan savaşların üzerinden 30 yıldan fazla zaman geçti.
Fakat savaş döneminden kalan birçok mesele hâlâ çözülmüş değil.
Özellikle Dubrovnik’e yönelik saldırılar ve Morinj kampı, Hırvatistan-Karadağ ilişkilerinde yıllardır hassas konular arasında bulunuyor.
Zagreb, savaş suçlarının araştırılmasını, mağdurların haklarının karşılanmasını ve kayıp kişilerin bulunmasını istiyor.
Dolayısıyla Hırvatistan’ın söylediği şey aslında şu:
“Avrupa Birliği’ne girmek istiyorsanız önce bizimle olan açık meselelerinizi çözün.”
Karadağ açısından problem de tam burada başlıyor.
Çünkü Avrupa Birliği üyelik sürecinde fasılların kapatılması için üye devletlerin onayı gerekiyor.
Ve Hırvatistan zaten masada oturuyor.
Karadağ ise henüz kapının dışında.
Hırvatistan gerçekten Karadağ’ın AB üyeliğine karşı mı?
Burada önemli bir ayrım yapmak gerekiyor.
Çünkü “Hırvatistan Karadağ’ın Avrupa Birliği’ne girmesini istemiyor” demek şu an için doğru değil.
Hırvatistan resmi olarak Karadağ’ın Avrupa Birliği üyeliğini desteklediğini söylüyor.
Ancak Zagreb’in söylediği başka bir şey daha var:
Önce açık meseleleri çözün.
Yani problem Karadağ’ın Avrupa Birliği’ne girip girmemesi değil.
Problem, Karadağ’ın bazı müzakere fasıllarını kapatıp üyelik sürecini tamamlayabilmesi.
Ve bu ayrım çok önemli.
Çünkü bugün Hırvatistan bazı fasılların kapanmasına onay vermediği sürece Karadağ’ın takvimi yavaşlayabilir.
Nitekim bunun ilk ciddi sonucu da ortaya çıktı.
Planlanan hükümetlerarası konferans ertelendi.
Karadağ’ın 2028 hedefi tehlikeye girebilir mi?
Karadağ yönetimi uzun süredir 2028 hedefini konuşuyor.
Hatta “28’inci üye, 2028” söylemi ülkede neredeyse siyasi bir slogana dönüşmüş durumda.
Şu anda Karadağ müzakerelerde diğer Batı Balkan ülkelerinden daha ileride.
33 müzakere faslının tamamı açılmış durumda ve bunların 18’i geçici olarak kapatıldı.
Geriye 15 fasıl kaldı.
Podgorica’nın hedefi bu fasıllardaki çalışmalarını tamamlamak ve üyelik anlaşmasının önünü açmak.
Fakat şimdi takvim sıkışmaya başladı.
Çünkü teknik olarak reformları tamamlamak tek başına yetmiyor.
Avrupa Birliği ülkelerinin de siyasi onayı gerekiyor.
Ve Hırvatistan’ın elindeki en büyük güç tam olarak burada.
Ne vize ne reform: AB üyeliğinin başka bir yüzü var
Burada Türkiye vatandaşlarını da yakından ilgilendiren ilginç bir durum ortaya çıkıyor.
Karadağ, Avrupa Birliği’nin ortak vize politikasına uyum sağlamak amacıyla kendi vize politikasını değiştiriyor.
Türkiye dahil Avrupa Birliği’nin vize uyguladığı bazı ülkelere karşı Karadağ’ın da politikasını değiştirmesi gündemde.
Karadağ açısından bunlar Avrupa Birliği üyeliğine hazırlanmanın parçaları.
Ancak bugünkü Hırvatistan krizi bize başka bir gerçeği gösteriyor:
Avrupa Birliği’ne girmek sadece yasaları değiştirmekten ibaret değil.
Sadece vize politikasını değiştirmek de yetmiyor.
Sadece ekonomiyi Avrupa standartlarına yaklaştırmak da yetmiyor.
Komşularınızla geçmişten kalan sorunlarınız varsa onlar da bir gün masaya geliyor.
Ve Balkanlar’da geçmişten kalan dosya oldukça fazla.
Peki şimdi ne olacak?
Asıl takip edilmesi gereken nokta burası.
Karadağ ve Hırvatistan arasında görüşmeler devam ediyor.
Ekim ayının başında Zagreb‘de yeni bir ikili görüşme yapılması planlanıyor.
Eğer burada yeterli ilerleme sağlanırsa, 12 veya 13 Ekim civarında yeni bir hükümetlerarası konferans düzenlenmesi ve bazı fasılların yeniden kapatılması ihtimali bulunuyor.
Yani kapı tamamen kapanmış değil.
Hatta tam tersine önümüzdeki birkaç hafta Karadağ’ın Avrupa Birliği sürecinin en kritik dönemlerinden biri olabilir.
Podgorica‘nın önünde iki seçenek bulunuyor.
Hırvatistan ile masaya oturup mümkün olduğunca fazla sorunu çözmek.
Ya da anlaşmazlıkların devam etmesine izin verip 2028 takviminin riske girmesini göze almak.
Ancak bazı konuların çözümü diğerlerinden çok daha zor.
Özellikle Jadran gemisi, deniz sınırı ve savaş döneminden kalan meselelerde iki tarafın da geri adım atması kolay görünmüyor.
Balkanlar’da tarih yine bugünün önüne çıktı
Aslında bütün meseleye uzaktan baktığımızda çok tanıdık bir Balkan hikâyesi görüyoruz.
Savaş bitiyor.
30 yıl geçiyor.
Yeni nesiller geliyor.
Ülkeler Avrupa Birliği’ne girmek istiyor.
Sınırlar açılıyor, ticaret büyüyor, turizm gelişiyor.
Ama sonra geçmişten kalan bir dosya masaya geliyor ve bütün hesap yeniden değişiyor.
Bugün Karadağ’ın yaşadığı durum biraz da bunun örneği.
Karadağ, Avrupa Birliği’ne en yakın aday ülkelerden biri.
Hükümet 2028 hedefini açıkça ortaya koyuyor.
Brüksel de Karadağ’ın üyelik sürecinde ilerlediğini kabul ediyor.
Fakat son sözü sadece Brüksel söylemiyor.
Masada 27 Avrupa Birliği ülkesi var.
Ve onlardan biri de Hırvatistan.
Şimdi bütün gözler Podgorica ile Zagreb arasında yapılacak görüşmelerde olacak.
Karadağ, Hırvatistan ile geçmişten kalan hesapları kapatıp Avrupa Birliği yoluna devam edebilecek mi?
Yoksa yıllardır beklenen Avrupa Birliği üyeliğinin önüne bu kez Balkanlar’ın kendi geçmişi mi çıkacak?
Önümüzdeki birkaç hafta bu sorunun cevabını çok daha net gösterecek.