Türkiye’de Eğitim Reformu ve İktidar Politikaları
Türkiye’de Eğitim Reformu ve İktidar Politikaları: Dinci Gruplara Destek ve Cumhuriyet Karşıtlığı Tartışmaları
Peki, bu iddialar ne kadar gerçekçi? Eğitim reformu tartışmaları, dinci gruplara destek iddiaları ve Suriye gibi bölgelerdeki politikalar, Türkiye’nin iç ve dış siyasetinde nasıl bir rol oynuyor? Bu haberimizde, konuyu detaylıca ele alıyoruz.Eğitim Sistemindeki Değişiklikler: Atatürk’ün Mirası Tehlikede mi?2025-2026 eğitim öğretim yılıyla birlikte MEB’in uyguladığı yeni model, ilkokul 1. ve 2. sınıflarda geleneksel karne sistemini kaldırarak “öğrenci gelişim raporu”nu getirdi. Bu raporlarda, Atatürk’ün resmi, Türk Bayrağı, İstiklal Marşı ve Gençliğe Hitabe gibi unsurların yer almaması, kamuoyunda büyük tepki çekti.
Bakan Yusuf Tekin, bu değişikliği pedagojik gerekçelerle savunarak, küçük çocukların notla değerlendirilmesinin eski moda olduğunu belirtti. Ancak eleştirmenler, bu hamlenin ideolojik bir adım olduğunu savunuyor. Örneğin, raporların kapağında “Teknoloji Yolculuğumuz” başlığı altında AKP dönemi projelerinin görsellerine yer verilmesi, cumhuriyet değerlerinin yerine iktidar propagandasının geçirildiği iddiasını güçlendiriyor.
Bu değişiklik, müfredat genelinde de yankı buluyor. “Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli”nde Atatürkçülük dersleri hâlâ zorunlu olsa da, bazı ünitelerde sadeleştirme yapıldığı belirtiliyor. Laiklik vurgusunun azaltılması ve Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin eklenmesi gibi düzenlemeler, eğitimde dinci eğilimlerin artırıldığı eleştirilerine yol açıyor.
Uzmanlar, bu tür değişikliklerin eğitimdeki milli değerleri erozyona uğrattığını savunuyor. Örneğin, karnelerin geleneksel tasarımında Atatürk resmi her zaman yer alırken, yeni sistemde bunun kaldırılması, “pedagojik değil ideolojik” bir tercih olarak nitelendiriliyor. Bu durum, Türkiye eğitim reformu tartışmalarını alevlendirirken, bakıldığında “Atatürk müfredat kaldırma” gibi aramalar hızla artıyor. MEB’in resmi açıklamalarına göre, üst sınıflarda karne formatı değişmedi ve Atatürk resmi hâlâ var, ancak 1. ve 2. sınıflardaki raporlar bu iddiaların odak noktası.
İktidarın Dinci Gruplara Desteği: İç ve Dış Politika BağlamıTürkiye’de iktidarın dinci çetelere, cemaatlere ve tarikatlara verdiği destek, uzun yıllardır tartışılan bir konu. İsmailağa Cemaati gibi grupların Cumhurbaşkanı Erdoğan’a açık destek vermesi, bu iddiaları güçlendiriyor.
Cemaatler, seçim dönemlerinde AK Parti‘ye oy eğilimleri gösterirken, bu ilişki dezenformasyon ve siyasi ittifaklar üzerinden sürdürülüyor. Örneğin, 2024 yerel seçimlerinde Nurcular, Nakşibendiler ve Menzil Cemaati gibi grupların Cumhur İttifakı’nı desteklediği belirtiliyor.
Bu destek, tarikatların tasavvuf merkezli yapısından cemaatlerin dini-siyasi organizasyonuna uzanıyor ve iktidarın “iç cepheyi güçlendirme” stratejisinin parçası olarak görülüyor.Dış politika boyutu ise daha kritik. Suriye’de Halep’teki Kürt mahallelerine yönelik saldırılarda, Türkiye’nin cihatçı gruplara destek verdiği iddiaları uluslararası tepki çekiyor.
DEM Parti, TİP ve diğer muhalif gruplar, Türkiye’nin barışçıl tutum yerine cihatçılara açık destek verdiğini savunarak, Kürtleri hedef alan politikaları kınıyor. Bu durum, iç politikada dinci çetelerin güçlenmesini tetikliyor; örneğin, Suruç ve 10 Ekim Ankara katliamları gibi olaylarda faşist çetelerin rolü tartışılırken, anmalara müdahale edilmesi, gerçeğin gizlendiği iddiasını doğuruyor.
Emre Kongar gibi yazarlar, iktidarın emperyalizmden destek alarak din, mezhep ve ırk ayrımcılığı yaptığını belirtiyor.
Bu, cumhuriyet karşıtlığını besliyor: Etnikçilik ve mezhepçilik, demokratik rejimi tehdit ederken, dinci grupların devletle ittifakı güçleniyor. 2026 bütçe tartışmalarında da, Diyanet’in kaynaklarının artması, tekçi inanç politikalarının kurumsallaştığı eleştirisini getiriyor.
Muhalefet, bu bütçenin sermaye ve faiz lobilerine hizmet ettiğini, halkın yoksulluğunu derinleştirdiğini savunuyor.Yavaş Değişim ve Kurbağa Metaforu: Toplumun Uyutulması mı?İddialara göre, eğitimdeki bu küçük değişiklikler, büyük bir dönüşümün parçası. Yavaş ısınan suda haşlanan kurbağa gibi, toplum fark etmeden cumhuriyet değerleri erozyona uğratılıyor. Bu metafor, iktidarın stratejik adımlarını simgeliyor: Önce küçük sınıflarda rapor değişikliği, sonra müfredat sadeleştirmesi, ardından dinci grupların daha fazla entegrasyonu. Eleştirmenler, bu sürecin Suriye’deki desteklerle bağlantılı olduğunu söylüyor; içerdeki oyunu bozmak için dış politikaya da ses çıkarmak gerekiyor.Örneğin, Taliban’daki iç çatlaklar gibi, Türkiye’de de Kabil-Kandahar hattına benzer ayrışmalar var: İktidarın mutlak gücü, ancak dinci grupların sorgulanması.
Bu, dinsizleşme tartışmalarını da tetikliyor; AK Parti dönemi hataları, toplumda sekülerleşme eğilimi yaratıyor.
Ancak, cemaatlerin siyasi ağırlığı korunurken, cumhuriyet karşıtlığı devam ediyor.Ses Çıkarma Zamanı: Yoksa Yarın Çok Geç Olabilir.Muhalif sesler, iktidarın dinci çetelere verdiği desteğe karşı harekete geçme çağrısı yapıyor. İçerde tarikatların desteklenmesi, dışarda Suriye ve diğer ülkelerdeki politikalar, bir bütünün parçası. Örgütlü mücadele vurgusu yapılıyor: Faşist çeteler kendi başına güçlenmiyor, iktidar desteğiyle yerleşiyor.
Bu oyunu bozmak için, eğitimden dış politikaya kadar ses çıkarmak şart. Aksi takdirde, yavaş değişimle cumhuriyet değerleri kaybedilebilir.Sonuç olarak, Türkiye’de eğitim reformu ve dinci gruplara destek iddiaları, cumhuriyet karşıtlığını besleyen bir zincir oluşturuyor. aramalar “iktidar dinci çeteler destek” veya “Atatürk müfredat kaldırma 2026” sorguları artarken, toplumun bu tartışmalara katılımı kritik. Resmi açıklamalar iddiaları yalanlasa da, tartışmalar sürüyor. Gelecek nesiller için, şimdi harekete geçmek önemli.